20140615

"Faros" bazen "Aydınlık" geçmiştir...


Aydınlık geçmişimde oluşan...


İkonlari ile hayatın gelişimi; kıvam tutuşum...

Çember.............
Hasan
Ateş
İsmet

Canan
Mine 
Tamer
Sefa
Nurhayat
Hakan
Binay

Ayten Teyze
Charlotte Teyze
Sezen Abla
Valentina Teyze

Ali ELLİALTI
Sabiha KOCABALKAN

Allah'a Yanbakan
Kovboy Şerife
Mr. Spock

Kâzım Hoca

Anten
Süt


Zümrüt Spor

#10
Arzu Apartmanı
Atlantik Pasatanesi
Çember Sokak
Kadın Bakkal
Kardeşler Fırını
Orfe Kitapevi
Piknik Kuruyemiş
Roma Dondurma


Arsa
Yukarı Çocuk Bahçesi
Aşağı Çocuk Bahçesi

Çamlık
Golf Klübü
Aydınlık gençlerle keşfettiğimiz Sinema 70, Papazın Bağı ve Kuğulu Park..





... Ve geldiğim kıvamın kökenleri; hem de ilk ağızdan: http://youtu.be/0jMyRj_6zdE








20130805

"Faros" bazen okuldur...

Koşarak gittiğin...


En başından aldığımda...

Ankara, Aydnlıkevler İlkokulu

Ankara, Aydnlıkevler Mehmet Akif Ortaokulu

Ankara, Aydnlıkevler Lisesi


İstanbul, Teknik Üniversitesi




İstanbul, Fakülte ve Yüksekokullar Askeri Öğrenci Komutanlığı


Eskişehir, Anadolu Üniversitesi



Boston - ABD, NorthEastern Universitesi



Ama bitiremiyorum bu kısmı; en yakın zamanda dönmek üzere...

Can EREL
2 Ağustos 2013

20130720

"Faros" bazen bir ayak izidir...

Hepimizi "Astronot" hissettiren... 


© NASA

Türkiye Tayyareci Vecihi Hürkuş’u Gülhane Askerî Tıp Akademisi Hastanesi'nde ebediyete uğurladığı 16 Temmuz 1969 günü aya ayak basmak üzere Saturn V roketi ile Kennedy Uzay Merkezi'nden ayrılmıış Appolo 11.

Apollo 11 ekibi Neil A. Armstrong, Michael Collins ve Edwin Aldrin'den oluşuyordu…

Armstrong  ve Aldrin'i taşıyan Apollo 11 Lunar Module 20 Temmuz 1969 (20:18 UTC/GMT) günü aya insanlı ilk inişi yaptı; inişten 6 saat sonra da  Neil A. Armstrong 21 Temmuz 1969 (02:56 UTC/GMT) günü aya ilk ayak basan insan oldu…

© NASA

Isiklar icinde uyu Neil Armstrong; çocukluğumuzun rol modeli…

Hepimiz Astronottuk; hepimiz Neil!..

20 Temmuz 2013



______________________________________________
Ve o muhteşem ana ait - anlaşılması yıllar süren - bazı YANLIŞlar:

1. Armstrong'un Aydaki İlk Ayak İzi 
Bu fotoğraf, o an ekilmiş diğer pekçok fotoğraf gibi, Armstrong'a değil Aldrin'e aittir. 
Ama o fotoğraf yılarca hayallerimizi süsledi; heyecan verdi... 
Armstrong ve Aldrin o gece ay yüzeynde 2 ½ saat yürüdüler. Bu üsrede ana kamerayı Armstrong, Aldrin de görevle ilgili teknik çeki,mler için hazırlanmış kamaerayı taşıyordu; o nedenle o ana ait fotoğrafların pekçoğu Aldrin’e aittir; Armstronga değil.. 

2. Armstrong ay aracının kapısından girmeden önce son kez Ay yüzüne bakıp: "İyi şanslar Bay Gorsky!" diye mırıldandı...
Tamamı ile hayal ürünü olan ve 1995 yıllarında yayılan bir şehir efsanesi... 

Neil A. Armstrong, Ay'a ilke insan adımını attığında 39 yaşında idi; takvim 21 Temmuz 1969 tarihini gösteriyordu. Dünya soluğunu kesmiş, Apollo 11 füzesinin elektronik bağlantılarıyla onun yeryüzüne yansıyan sesini, sözlerini dinliyordu. Neil A. Armstrong, gezegenin güçsüz yerçekiminde bulutlar üstünde dans eder gibi yürüdü, NASA'nın kendisinden istediği birkaç toprak ve taş parçasını topladı, Apollo'nun merdivenlerini tırmandı, kendisini gezegenden uzaklaştıracak olan ay aracının kapısından girmeden önce son kez Ay yüzüne bakıp: "İyi şanslar Bay Gorsky!" diye mırıldandı. Yeryüzündeki uzay merkezinde astronotu izleyenler, şaşırmışlardı. Nereden çıkmıştı bu Bay Gorsky? Neil A. Armstrong soruları yanıtsız bıraktı. Görevi başarıyla sona ermiş, yeryüzüne geri gelmiş, uluslararası bir kahraman, 'Ay'a ilk ayak basan' insan ilan edilmişti. Ancak, 'İyi şanslar Bay Gorsky!' tümcesi akılları kurcalıyordu hâlâ. Her kafadan bir ses çıkıyor, basın harıl harıl Bay Gorsky'nin kim olduğunu arıyor, Neil Armstrong, sessiz kalıyordu. Bazı gazeteler işi, astronotun komünist olduğunu, Rus astronotlara şans dilediğini iddia edecek kadar ileri götürdüler.  Neil Armstrong, kazandığı şöhrete ve ulusal kahraman sıfatına gölge düşürebilecek bu suçlamalara karşı bile ağzını açmadı ve Bay Gorsky'nin kim olduğunu... Florida’da 5 Temmuz 1995 günü, bu 26 yıllık soruyu unutmayan bir gazeteci konuyu yeniden gündeme getirdiğinde açıkladı; Bay Gorsky ölmüş ve bu sorunun cevabını artık verme zamanı olduğunu düşünmüştü. ABD'nin Ohio eyaletinde orta halli bir aileden dünyaya gelen Neil Armstrong'un çocukluğunu geçirdiği evin bitişiğinde, Bayan ve Bay Gorsky adlı komşuları vardı. Küçük Neil bir gün Gorsky'lerin bahçesinde oynarken, karıkocanın aralarındaki konuşmaya tanık olmuştu. Bu konuşmada, Bay Gorsky hanımından kendisine bilimsel adıyla 'oral seks' yapmasını istemiş, cinsel ilişkinin bu biçimiyle fazla ilgilenmediği anlaşılan Bayan Gorsky ise, kocasına dileğinin olanaksızlığını belirtmek için, gülerek: "Komuşunun küçük oğlu (Neil) Ay'da yürüdüğü zaman, dediğini yaparım!" yanıtını vermişti. Küçük Neil’in  'oral seksin' ne olduğunu öğrenmesi için bile yıllar geçmesi gerekti. Ama 39 yaşına gelip Ay'a ilk ayak basan astronot unvanını kazandığında, işte bu konuşmayı anımsamış ve ay aracının merdivenlerinde, Mr. Gorsky'ye iyi şanslar dilemişti. Neil A. Armstrong'un bütün baskılara rağmen, uzayın derinliklerine yankılanan tümcesinin anlamına açıklamak için, Gorsky'lerin ölümünü bekleyecek kadar ince düşünceli bir insan ve vefalı bir komşu olduğu da açık...

Kaynakça: 
1. "Keep in mind as you put together your Neil Armstrong packages tonight…" by Charles Apple, 2012. 
2. http://www.snopes.com/quotes/mrgorsky.asp 

20130308

Faros bazen bir "Kadın"dır...

Varoluş ve yaşam coşkumuzun kaynakları olan...

...

Kadın "ana"mdır! 

Kadın "kardeş"im, "akraba"mdır!

Kadın "komşu"mdur!

Kadın "arkadaş"ım, "dost"umdur!

Kadın "öğretmen"im, "öğreten"imdir!

Kadın "sınıf arkadaşı"mdır!

Kadın "seven"im ve "sevilen"im; ""imdir!

Kadın "kız"ımdır!

Kadın "meslektaş"ım, "iş arkadaşım", "üst"üm, "ast"ımdır!

Kadın "ışık"ım, "ışık kaynağı"mdır.

Saygıdeğer ve sevgideğer, "an"ımı "anı" yapanımdır!

... 


Bugün de "Kadınlar Günü".. 

Aslında bugünün başlangıcı geçen yüzyıl başına uzuyor. Danimarka’da 1910 yılında “Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı”nda bir Alman kadın, Clara Zetkin 50+ yıl öncesinde 1857 yılında tekstil kolunda bir fabrika yangınında ölen kadın işçiler anısına o günü “Uluslararası Kadınlar Günü” olmasını öneriyor; oybirliği ile kabul ediliyor.. 

Yani aslında kadın emeği sömürüsüne karşı bir girişim.. 

Kuruluşu sonrası Birleşmiş Milletler de  "Kadınlar Günü"nü kabul eder.

...



Zamanla içerik değiştirir, değişen dünya düzeni ve değerleri işte… Neyi değiştirmedi ki?





...



Ona da yapacak bir şey yok; belli değerlerle birleştirmek lazım belki de.. Nihayetinde emek sömürüsüne karşı başlamış ama geçen zaman içinde sömürü şekline göre o da görüntü (belki de içerik) değiştirmiş. 




En anlamlı ve değerli emeğin sahibi de Kadın!.. 


"Kadınlar Günü"nüz kutlu olsun!..

İlginizi ve emeğinizi esirgemeyin bizlerden; ki hayatımız anlam kazansın, renklensin ve güzelleşsin. Ki "An"larımız "Anı" olsun..


Bir de anı…

Sunay Akın Bey ile beraberdik 25 Ekim 2009 günü özel söyleşide… İtalyan heykeltıraş Pietro Canonica'ya yaptırılan ve kaide ve çevre düzeni mimar Giulio Mongeri tarafından yapılarak 8 Ağustos 1928'de açılan tamamlanan İstanbul Taksim Meydanı Cumhuriyet  Anıtı’nı anlatıyordu…

Sanai Nefise mektebinde (bugünkü adı ile Mimar Sinan Üniversitesi GSF) düzenlenen yarışma sonucu birincilikle seçilen genç mimar Sabiha Ziya (Bengütaş) hanımın diğer bir genç Hadi (Bara) beyin ile mimari  proje  ve uygulamada heykeltraş olarak görev aldığı ve bunun da ötesine geçerek eserin “bir milletin karanlıktan aydınlığa devinimi” süreci bölümüne model olarak etki ettiği Cumhuriyet Anıtı…

Cumhuriyet Anıtı'nın Batı cephesinde “Çağdaş Cumhuriyet kızı” ve Doğu cephesinde “Örtülü Osmanlı kızı” figüründeki mimar Sabiha Ziya hanım varmış..



Bilgi eksik kaldığımızı ve borçlu olduğumuzu öğrendik. 

Sunay Akın Bey, mimar Sabiha hanımın 8 Mart’larda hatırlanmadığını söylediğinde garipsemiş; hatta anıtın törenlerde çelenk koyulan yüzündeki heykelinde Atatürk’ün sağ el baş parmağının batı cephedeki aydınlık yüzü ile Sabiha Ziya’nın da gelen çiçeklerden nasibini almasını hatırlatır hareketine rağmen… bu vefasızlık ikrarı yüzümü kızartmıştı.

Bu durumu paylaşmıştım dostlarım, arkadaşlarım ve meslektaşlarımla…

Takip eden yıl 8 Mart’ta genç bir potansiyel meslektaşımdan, sevgili Gözde’den bir mesaj aldım; bu paylaşımı hatırlatarak ne yapması gerektiğini soruyordu..

Kendisine
"…anıtın projelendirme, uygulama ve eserin “bir milletin karanlıktan aydınlığa devinimi” sürecini yansıttığı bölümlerden.. çağdaş kadını simgeleyen yönüne.. bir karanfil yeter!..
..
Sunay Akın beye de durumu fotoğraflayıp "Mimar Sabiha Hanımın 8 Mart’larda hatırlanmadığını söylemişsiniz; hatırlanmıştır!.."  diyn bir mesaj yazabilirsiniz ve hatta Kadın hakları dernekleri ile de paylaşınız..”
tavsiyem olmuştu..

Gözde fotoğrafları benimle de paylaşmıştı. 

İçim rahatladı!.

Bu yıl ziyaret var mı bilemedim?..



20121124

Faros Bazen Bir "Öğretmen"; Bazen Bir "Öğreten"dir...

Vatanın her karışında aynı şevkle görev yapabilecek ve görevde şehit olabilecek kadar mesleğine adanmış ve inanmış... 

İlk öğretmenimin “Anne”m ile tek farkı belki de sevgi, şefkat ve ilgisini benimle paylaşması gereken onlarca Can olması idi.. Ama öğrettikleri o kadar çoktu ki, paylaştığımızın bile farkında değildik…

Sonra daha çok öğretmeni olan öğretim sistemlerine geçtik; ama her bir öğretmenim de ilk öğretmenim gibi bilgiyi sevgi ile beziyordu...Eğitimimde yer alan öğretenlerim de…




Ve anlamıştım ki, her yaşımın bir Öğretmeni/Öğreteni olduğu gibi, hepimizin de her an bir Öğretmeni/Öğreteni vardı… Olacaktı... Ne mutlu!

TED'in "Herkesin asla unutamadığı bir öğretmeni vardır" yazısından yararlanarak devam edeyim:


“Ortalama niteliklere sahip bir öğretmen anlatır.
İyi bir öğretmen açıklar.
 Üstün nitelikli öğretmen ise gösterir.
 Öğretmenlerin en büyüğü ise ilham verir, sizin yapmanızı sağlar.”
W. Arthur Ward


Öğretmenim/Öğretenim olmuştur…  


 

... Konularını anlatırken coşkusu ile bilgiden daha fazlasını vermiştir. Öğrenme ile yaratıcılığın nasıl artırılacağını göstermiş, merakımızı uyandırarak sürekli öğrenme arzusu aşılamıştır. Onu unutmam mümkün mü?

Öğretmenim/Öğretenim olmuştur…  


... Eğitimin son nefesime kadar sürdüğünü göstermiştir. Yaşadıkları zor günleri anlatmış, zorluklardan nasıl büyük bir güçle çıkılabildiğini göstermiştir. Arka arkaya başarısızlıklarda bile öğrencisinin vazgeçmesini önleyebilmiştir. İnancın, henüz görmediğimiz bir geleceği şekillendirebildiğini göstermiştir…  Onu unutmam mümkün mü?

Öğretmenim/Öğretenim olmuştur…  


... Bireylerin eylemlerinin sonuçları olduğunu ve o bireylerin yaptıkları seçimden sorumlu olduklarını öğretmiştir. Sorunlar çıktığında başkaları suçlandığında, gerçek sorunun tam da bu düşünce biçiminde yattığını göstermiştir. Her öğrenciye kendi öğrenme sürecinden ve bunun geleceklerine yapacağı etkiden kendilerinin sorumlu olduklarını öğretebilmiştir... Onu unutmam mümkün mü?

Öğretmenim/Öğretenim olmuştur…  


... Onurlu bir insan olduğumu hissettirmiştir. Zarif sözcüklerin ve bazen de sükutun acı sonları önlediğini, düşmanları dosta dönüştürdüğünü göstermiştir. Hem bireye hem de topluma saygının değerini öğretmiştir... Onu unutmam mümkün mü?

En kutsal mesleği icra eden ve Öğretmenlerime/Öğretenlerim... Görevde şehit olabilecek kadar mesleğine adanmış ve inanmıştınız, sevgi ile öğretmenim/öğretenim oldunuz, samimiyet ve özveri ile emek vererek yoluma ışık oldunuz; meslek sahibi oldum, gelişerek kendimi tanımaya ve insan olmaya çalıştım... 

Gördüm ki, Ulu Önderim de zaten belirtmiş en başında...



Öğretmenler!
Yeni nesli, Cumhuriyet’in özverili öğretmen ve eğitmenleri, sizler yetiştireceksiniz; yeni nesil, sizin eseriniz olacaktır.
Eserin kıymeti, sizin yeteneğiniz ve özveriniz derecesiyle uygun olacaktır.
Cumhuriyet; fikren, ilmen, fennen, bedenen kuvvetli ve yüksek karakterli koruyucular ister.
Yeni nesli, bu kalite ve yetenekte yetiştirmek sizin elinizdedir.
Sizlerin, seçkin görevinizin yerine getirilmesine büyük özveriyle varlığınızı vereceğinize hiç şüphe etmem.

M. Kemal ATATÜRK
I. Mualimler Birliği Kongresi - Ankara
25 Ağustos 1924




Şans verdiniz!..

Tüm öğretmenlerimi/öğretenlerimi şükranla anıyor ve "Öğretmenler Günü”nü(1),(2) candan ve gönülden kutluyorum..

Can EREL
24.11.2012





_______________

NOT (1) Türkiye’de “Öğretmeler Günü”, Kurtuluş Mücadelesi ve Cumhuriyet ilanından sonra ülke ölçeğinde başlatılan okuma-yazma seferberliğinin uygulama merkezi "Millet Mektepleri"nin açıldığı ve ulu önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün “Millet Mektepleri Baş Öğretmeni” olduğu 24 Kasım 1928 günü öğretmenlerin ulusal aydınlanma çabasına doğrudan katkıları nedeni ile kutlanmaktadır. Atatürk'ün 100. doğum yıl dönümü olan 1981 yılında, onun "başöğretmen" oluşunun yıldönümlerinde Öğretmenler Günü'nün ülke çapında kutlanmasına  karar verilmiştir. "Öğretmenler Günü Kutlama Yönetmeliği"  Resmi Gazete’nin 26 Kasım 1992 günkü sayısı ile yürürlüğe girmiştir.

Ben Herşeyden Önce Öğretmenim(*) 
Atatürk, bir akşam (1937), sofrasında sık sık misafir ettiği Behçet Kemal’e dönerek;
– Sen çabuk şiir yazarsın, şu içerdeki odaya çekil, bende hangi nitelikleri görüyorsan hepsini anlatan bir şiir yaz, emrini verdi.
Behçet, hemen içeri odaya geçti; aradan yarım saat geçti geçmedi bir büyük manzume ile döndü.
Atatürk;
– Oku bakalım, dedi. Behçet, mısralarını ses değerini vurgulayarak, o canlı ve sevimli okuyuşu ile manzumeyi söylemeye başladı. Bunda Atatürk’ün yiğitliği, zaferleri, devrimleri bir bir dile geliyordu.
Fakat her zaman Behçet’e bol bol iltifat eden Atatürk, durakladı, yüzünde bir gölge dolaştığını hissetim.
– Behçet olmamış, dedi. Benim asıl bir niteliğim var ki onu hiç yazmamışsın.
Hepimiz şaşırmıştık. Bu yazılmayan niteliği ne olabilirdi?
Atatürk, bizi fazla bekletmedi ve;
– Benim asıl niteliğim, dedi, öğretmenliğimdir. Ben milletimin öğretmeniyim, bunu yazmamışsın.
Bir öğretmen olarak ve öğretmenin misyonuna inanmış birisi olarak heyecandan ve gururdan ağlayasım geldi. İmkân olsaydı ellerine kapanmak isterdim. Öğretmene böyle bir yüce saygıyı en yüce bir ağızdan işitiyordum.
(*) Ord. Prof.Dr. Sadi IRMAK; “Atatürk’ten Anılar - O Günlerden Bu Günlere Bir Bakış”; Güven Matbaası; s.26-27; Ankara, 1978.

NOT (2) “Dünya Öğretmenler Günü”, devletlerarası özel bir konferansla, Birleşmiş Milletler Eğitim Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) / Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO)’nun “Öğretmenlerin Statüleri”ne yönelik tavsiyesini dünya öğretmenlerinin benimsedikleri 5 Ekim 1966 gününü anmak üzere 1994 yılından itibaren kutlanmaktadır. Bu tavsiye belgesinde, öğretmenlik mesleğine hazırlanma, öğretmenlerin ekonomik ve toplumsal durumu, eğitim politikası, hizmet ve çalışma koşullarını kapsayan 146 madde bulunmaktadır. Dünya Öğretmenler Günü’nün 2012 teması “Take a stand for teachers.” olmuştur.

20121110

"Faros" bazen bir tören sebebidir...


Bir Milli Bayrama ait…
... Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet mücadelesine katılarak, canları pahasına ve inançlı mücadeleleri ile bizlere özgür ve insanca bir yaşam olanağı armağan eden, başta yüce Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK ve fikir/eylem arkadaşları olmak üzere onurlu ve kahraman atalarımızı sevgi, saygı ve şükranla anarak kutladığımız…
veya..

Bir 10 Kasım’ın...
... Sonsuzluğa uğurladığımız Ata’mızı rahmetle andığımız…



23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı…
Bugün, “23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı” gibi tek isimle kutladığımız farklı anlam ve amacı olan 3 AYRI bayramdır…
  •  “23 Nisan Millî Bayramı” - TBMM'nin açılışının birinci yılında kutlanmaya başlanan 23 Nisan Millî Bayramı…
  •  “Hâkimiyet-i Milliye Bayramı” - 1 Kasım 1922'de saltanatın kaldırılmasıyla, önce 1 Kasım olarak kabul edilen (sonra 1935'te 23 Nisan Millî Bayramı'yla birleştirilen) Hâkimiyet-i Milliye Bayramı…
  •  “23 Nisan Çocuk Bayramı” - Himaye-i Etfal Cemiyeti'nin (günümüz Çocuk Esirgeme Kurumu) savaştan çıkan ülkede yetim kalan çocukları eğlendirme ve onlar adına gelir kaydetme amacı ile 1927'de ilan ettiği ve ilki Atatürk'ün himayesinde düzenlenen 23 Nisan Çocuk Bayramı…
"Çocuk Bayramı" tanımlaması evrensel bir anlamdadır ve öyle de kutanagelmektedir... Çocuklarımıza daha iyi bir gelecek için..
Eskişehir - Beypazarı yollarında "Çocuk"lar...
8 Mayıs 2004

Çocuklar... Bizim çocuklarımız...
Gözleri çakmak çakmak ama gülmeye hasret..
Ayakları yalın, gidecek yolu olmayan..
Elleri çamur, geleceği tutamayan.
Yanağı öpülmemiş, saçı koklanmamış..
Öğreteni, öğretmeni olmayan.
Geleceği dün ile yitirmiş..
Bizim çocuklarımız...
Can EREL
23.04.2012
Yorum: “Geleceği dün ile yitirmek... Ben bu cümleye bir kitap yazsam...Adını "Coğrafyam" koysam” Tamer S.

Bu resime her bakışımda farklı şeyler görüyorum...Gözleri zaten anlatıyor durumu..

Aziz NESİN ustanın, 
"Öyle bir ağlasam,
öyle bir ağlasam ki çocuklar
Size hiç gözyaşı kalmasa.
Öyle bir aç kalsam,
öyle bir aç kalsam ki çocuklar
size hiç açlık kalmasa.
Öyle bir ölsem,
öyle bir ölsem ki çocuklar
size hiç ölüm kalmasa.”
diyerek andığı "Çocuk"larımıza.. daha iyi bir gelecek için...





30 Ağustos Zafer Bayramı…
Zafer Bayramı, 1922 yılında 26 Ağustos'ta başlayıp, 30 Ağustos'ta Dumlupınar'da Mustafa Kemal'in başkumandanlığında zaferle sonuçlanan Başkomutanlık Meydan Muharebesi'ni (Büyük Taarruz) anmak için kutlanan bayramdır. İşgal birliklerinin ülke sınırlarını terketmesi daha sonra gerçekleşse de, 30 Ağustos sembolik olarak ülke topraklarının geri alındığı günü temsil eder.

Zafer Bayramı, ilk defa 30 Ağustos 1923 günü Afyonkarahisar, Denizli, Kahramanmaraş, Ankara ve İzmir'de kutlanmıştır. Resmî olarak Zafer Bayramı ilân edilmesi 1935 yılının Mayıs ayında olmuştur.

İstanbul - Nu.D. 36 Tayyaresi Üzerinde Gök Okulu'nda Me'zûniyet Yemîni  
21 Ağustos 1937
Başta yüce Türk Ordusunun Başkomutanı Mareşal Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK ve silah arkadaşları olmak üzere, toprağımızı vatanımız yapmak uğruna hayatını ve sağlığını feda ederek zafer kazananları rahmet ve minnetle anarak, bağımsızlık onurunun ve değerinin derinden hissedilerek yaşanması dileğimle...
Bilelim ve düşünelim:
“Hiçbir zafer gaye değildir. Zafer ancak kendisinden daha büyük bir gayeyi ede etmek için belli başlı vasıtadır. Gaye fikirdir. Bir fikre dayanmayan zafer yaşayamaz. Her büyük zaferin kazanılmasından sonra yeni bir alem doğmalıdır. Yoksa başlıbaşına zafer boşa gitmiş bir gayrettir.”
Mustafa Kemal ATATÜRK
Gaye; Mustafa Kemal Atatürk’ün işaret ettiği yolda ilerlemek, çağdaş, demokratik ve laik Türkiye Cumhuriyeti’ni sonsuza dek yaşatmak, Türkiye Cumhuriyeti’nin ve Türk halkının dünyada hakkettiği onurlu ve yüksek yeri almasını sağlamaktır…
Bu nedenle, medeni (çağdaş) dünya ile köprüleri atarak siyasal bir güç olarak yaşamanın mümkün olmayacağı görülmüş, Büyük Zafer sonrası T.C. devleti yeniden yapılandırılırken Batı ile aradaki farkı kapatmak için bir çok alanda ciddi dönüşümler yapılması düşünülmüş ve başarılmıştır…
Büyük Zaferden sonra tamamlanması gereken eksiklerin başına “tayyare”yi koyan Türk halkı, büyük zaferin yıldönümünü çifte bayram olarak “Zafer Bayramı ve Tayyare Haftası” adıyla kutlamıştır. 
Milliyet Gazetesi
30 Agustos 1934 
  
Bu kapsamda, “Hava Gücü” oluşturma, hava sanayii kurma, uçan bir gençlik yetiştirme dönüşümleri ile “havacılık” coşkusu topluma da mal edilmiştir. Bu durum, Türk Tayyare Cemiyetinin (T.Ta.C) Nizamnamesinin 36. maddesinde de belirtilmiştir.  
“Tayyare Haftası” 1949 yılından sonra unut(tur)ulmuştur.
Düşünelim.... 




29 Ekim Cumhuriyet Bayramı…
Cumhuriyet Bayramı Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin 29 Ekim 1923'te Cumhuriyet yönetimi ilan etmesi anısına kutlanır..

Türkiye Cumhuriyet'inin 10'uncu yıl kutlamalarının yapıldığı 29 Ekim 1933 günü Mustafa Kemal ATATÜRK'ün verdiği "10. Yıl Nutku"nda, bu günü en büyük bayram olarak nitelendirmiştir.

 
Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK Büyük Nutkunu okurken 
15 – 20 Ekim 1927
Toprağımızı "vatan"ımız yapmak uğruna canını ve sağlığını feda edecek ölçüde inançla mücadele eden… 
Cumhuriyet’imizi kurarak bizlere özgür ve insanca bir yaşam olanağı armağan eden…
…başta yüce Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK ve fikir/eylem arkadaşları olmak üzere, Kurtuluş Savaşına ve Cumhuriyet mücadelesine katılan kahraman atalarımızı rahmet ve minnetle anarak... 
...ve bağımsızlık onurunun ve değerinin derinden hissedilerek ve özümsenerek yaşanmasını ümit ederek… 
Cumhuriyet Bayramı'mız kutlu olsun… Yaşasın Cumhuriyet!. 

Cumhuriyet sözkonusu olur da; Can YÜCEL uanın,
"Gölköy adında bir yer varmış Gelibolu'da
Televizyonda gösterdiler geçen gün.
Gelenek edinmiş köy halkı,
"Ben kendimi bildim bileli bu böyledir"
Diyor muhtar...
29 Ekim'de toptan sünnet ederlermiş çocuklarını...
Derken ekranda entarili bir çocuk belirdi
Kirvesi tutmuş kolundan
Yatırdılar bir kamp yataağına,
Ardından sünnetçi olacak zat boy gösterdi
Elinde bıçağıyla,
Çocuk kaldırdı başını, bağırdı:'Yaşasın Cumhuriyet' diye
Bunun üzerine de ekran karardı
Korkarım bu, sade Gölköylülerin değil, umumumuzun
Sade küçüklerin değil, büyüklerimizin de
Düştüğü bir tarihsel yanılgı
Çünkü sünnet değil, farzdır Cumhuriyet
Sünnet değil farzdır; farzdır Cumhuriyet
Yaşasın Cumhuriyet!"
 şiiri unutulur mu?..





10 Kasım Atatürk'ü Anma Günü ve Atatürk Haftası…
Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu yüce önder Mustafa Kemal ATATÜRK'ün (10 Kasım 1938 günü saat 09:05) ebediyete intikali üzerine başlatılan anma günü ve ulusal yas haftasıdır.


Ata'm!... Ruhun şad olsun!.. Minnetle...
Sevgi, saygı ve şükranla anarak...
 Commemorating by love, respect and gratitude...
Gedenken an die liebe, respekt und dankbarkeit ...


Belki de kabul, yargı ve yöntem de açık ve netti; görmek ve anlamak istenir ise...

Gazi Mustafa Kemal Cumhuriyet Bayraımın 10'uncu Yıl Törenlerinde 
29 Ekim 1933

Mustafa Kemal ATATÜRK'ün Cumhuriyet Bayramı açılış konuşmasından (1933):
“Ben size manevi miras olarak hiçbir ayet, hiçbir dogma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevi mirasım bilim ve akıldır.Zaman süratle ilerliyor, milletlerin, cemiyetlerin, fertlerin saadet ve bedbahtlık telâkkileri bile değişiyor.Böyle bir dünyada, asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek, aklın ve ilmin gelişimini inkâr etmek olur.”
Kaynak: ATATÜRK, 1933, Milli Eğitim Bakanı Dr.Reşit Galip’e hitaben, İsmet Giritli, Kemalist Devrim ve İdeolojisi


Bugünleri ve yarınları aydınlatan Faros'ları oluşturanlar... Ruhunuz şaad olsun; ışıklar içinde uyuyun...


Can EREL
10 Kasım 2012
(10.11.12) 

20121007

"Faros" bazen müziktir...


Daha iyi bir dünya arayışında yararlandığımız...

An Die Musik
(Müziğe)


“Sen, ey güzeller güzeli sanat,
Acıyla örülü anlarımda, defalarca
Hayatın çılgınlıkları içinden kurtardın beni hep
Sıcak bir sevgi getirdin kalbime,
Daha iyi bir dünya sundun bana
Gün oldu, senden kopan bir iç çekiş,
Senden yansıyan tanrısal bir ses
Evrendeki en iyi anları sundu bana.
Sen, ey güzeller güzeli sanat,
Bütün bunlar için teşekkürler sana”

Franz SCHUBERT
(Çeviren: Faruk YENER)


Yaradan’ın kusursuz sistemi olan “Evren”in mükemmel orantıları ve ilişki düzeni, (Momentumun Korunumu, Kütlenin Korunumu, Enerji Korunumu, Kütle-enerji Eşdeğerliliği gibi) korunum yasaların sürdürülebilirlikleri sayesinde insanoğlu var olur; mevcut estetiği sezebilir ve bu sezgi ile gerçekleştirdikleri ile kendisi de gelişir.

Muhteşem denge, simetri ve oranlara sahip evrenin ve tabiatın gözlenmesi ve incelenmesi, uyumun farkına varılması insanı öncelikle ilahı planı taklide yöneltmiştir. 

Yaradan’ın “Büyük Evren”in düzenini kurmasına benzer bir şekilde bir “Küçük Evren” olan  insan da aklı, bilgisi, gücü ve gönlü ile aynı düzeni kendinde kurmaya çalışmıştır.

Kültürel bir varlık olan insanın sahip olduğu içinde bulunduğu mekan ve zamana ait kültürün maddi objelerinden (nesnelerinde) etkilenip yararlanarak tüm duyuları için yeni nesneler üretmeye, iyi bir dünyada oluşumuna bu yapıtları ile katkı sağlama çabası hep mevcuttur. Bu çabada, nesnel yapıtların oluşturulabilmesi, insanın duyu ve duygularına bağlı bilgilerin doğruluğunu inceleyen bilim olarak, estetik gerekliliği ve katkısı ile mümkün olabilmiştir.

Estetik duygusunun gerekliliği ve katkısı ile insanın oluşturduğu nesnel yapıtlar, yani nesneleşmiş estetik sonucu sanat oluşmuştur.

Sanat eserini meydana getiren kişilere sanatçı, sanat eserine estetik obje, sanat eseriyle estetik ilgi kuran kişilere de estetik süje denilir.

Sanatçı doğada gördüklerini, şekil, renk, ses ve anlatım olarak taklit ve yansıtan değil kendine ait görüş, seçiş ve anlatış ile yaratarak ortaya koyarak estetik objeler, yani sanat eserleri oluşturur.

Sanat eseri deyince;
· Edebi sanatlar, roman, hikaye, şiir, tiyatro eserleri,
· Müzik,
· Mimarlık,
· Resim, grafik ve plastik sanatlar,
· Sinema – Tiyatro sanatları,
· Dans,
gibi sanatın bütün alanlarında verilmiş (ve estetik değeri olan) eserler sayılabilir.

İnsan, gerçek bir dünyada bizzat insanoğlu tarafından koyulmuş ve yaygın kabul gören;
· Bilgilerini düzenleyen doğruluk,
· Ahlâkını düzenleyen iyilik,
· Ekonomisini ve pratik hayatını düzenleyen yararlılık,
· Estetik hayatını düzenleyen güzellik,
değerleriyle yaşar. Bu değerleri ortaya koyan, bir şeyi iyi, güzel yapan da yine insandır.

Sanat eserlerinde de, onları estetik obje haline  getiren bazı özellikler estetik değer olarak bilinir. Sanat estetik değeri eserinin güzelliği ile oluşur. Eser ne derece güzel ise o derece değerlidir.

Güzellik, zamana, topluma, insana hatta insanın yaşına, mesleğine, içinde bulunduğu sosyal ve psikolojik duruma göre değişen, izafi (rölatif) bir değer olsa da estetik denilen soyut kavramın dışa vurmuş, halinden başka bir şey değildir.

Dolayısıyla estetiğin en temel kavramı güzelliktir; bir “sanat felsefesi” olan estetiğe “güzellik felsefesi” denilmesinin sebebi de budur.

Doğada güzel olanlar incelendiğinde, açık veya gizli olarak, bütünün parçaları arasında dengeli oransal ölçüye dayalı ve simetriye bağlı düzende karmaşık çokluğun güçlü uyumu görülür. Doğal güzellikte karşıtların gerilimine dayanan nitelik de mevcuttur.

Sanatçı,
· Bilinen ve algılanan (duyularımıza hitap eden) nesneler bölgesi,
· Bilinebilir (bilimin uğraşı alanı olan, henüz bilinmeyen fakat bilinmesi kuramsal olarak mümkün olan) nesneler bölgesi,
· Bilinmesi mümkün olmayan (iki bölgenin temelindeki artalan, acizliği kabul etmeyen egonun insan onu yok saydırdığı) nesneler bölgesi,
içinde doğadaki orantı, simetri ve dengeli uyumu (harmoni) yakalayıp onu eselerinde yansıtmak ister. Bu değerlendirmeye örnek olarak musiki nağmelerini dinlerken vecde gelip hareket eden ve kendinden geçerek dönen Mevlevi Semazenlerin ve buz pateni dansçılarının dönme hareketleri gösterilebilir:

Gezegenler güneşin etrafında periyodik yörüngelerde dolanırlar. Dünya eliptik bir yörüngeye sahip olduğundan bu yörünge boyunca hızı değişkendir. Güneşe yakınken daha hızlı, uzakken daha yavaş hareket eder. Bunun nedeni “açısal momentumun korunumu kanunu” ile açıklanabilir: açısal momentum adı verilen bir fiziksel büyüklüğün sabit kalması, yani her an kendini tekrarlaması ile gizli simetri oluşur. 

Mevlânâ Celâleddin Rumî (1207-1273) belirtilen gizli simetriyi görüp, şiir söylerken dönerek dans ederek yaşamına uygulamıştır. Şiir, müzik ve dansı birleştirmekten öte insanlığa sevgiyi, barışı ve estetik güzellikleri öğreten Mevlânâ, “Sema” olarak adlandırılan sürekli dönüşlü dansı ile, ilahî simetriyi yansıtarak, tüm evrende en temel hareketin “bir merkez etrafında dönme hareketi” olduğunu sezgisel olarak göstermiştir.

Kollarını açıp döndüklerinde yavaş, kapatarak döndüklerinde ise hızlı bir şekilde dönen buz pateni dansçılarının hareketi de bu gizli simetri algısından kaynaklanır.

Sanatçı, açık veya gizli olarak yaralandığı simetri ve harmoni seviyesine göre de sanat eserinin estetikten alacağını bilir. Doğadaki orantı, simetri ve dengeli uyumu (harmoni) eselerine yansıtması eyleminde;
· Asimetrik bir yapıt oluştursa bile arka planda simetrik temel, varlığını hep devam ettirmeye,
· Dengeli bir (harmoni) uyumu esas almaya ve sürdürmeye,
çabalar.

Bu çalışmada, insanın iyi bir dünya arayışı çabasında sanatın müzik öğesi esas alınmış ve müzik özelinde inceleme ve değerlendirmeler yapılmıştır.

Doğada var olan açık ve gizli simetri, dalgalarla yayılan sesin de temelinde bulunur. Ses dalgaları kendini her periyodun sonunda tekrarlayan simetrik bir yapı içerirler. İnsanoğlu, ses dalgasında bu simetrik yapıyı modüle ederek (isteğine göre şekillendirerek) söz ve müzik üretir.

Tarih öncesi devirlerde suların şırıltısı, kıyıya vuran dalgaların ve rüzgarın uğultusundan esinlenen insanoğlu, hayvan bağırsaklarından yapılan ipleri çekerek, boynuz, kemik ya da odundan boruları üfleyerek, içi boş bir kütüğe deri geçirip vurarak, doğadaki sesleri taklit etmeye başladılar. İnsanoğlu, başlangıçta işaret vermek amacıyla kullandığı bu sesleri daha sonra arzu ve beğenilere göre düzenleyerek ilkel müziği yaratmıştır.

Eski Yunan' da, Pythagoras (M.Ö. 586) okulunun (Quadrivium) programına göre, müzik, (aritmetik, geometri ve astronomi ile beraber) matematiğin 4 ana dalından biri olarak kabul edilmiştir. Pyhagoras, bir telin değişik boyları ile değişik sesler elde edildiğini ortaya çıkartmış ve bugün kullanılmakta olan müzikal dizinin temelini oluşturmuştur.

Konfiçyüs (M.Ö. 551-478) belirli modların insanlar üzerine etkisini incelemiştir.

Platon (Eflatun, M.Ö. 428-348) müziği etiğin bir parçası olarak kabul etmiştir. Platon’a göre göksel (ilahi) müzikte yankılanır, ritim ve melodi gök cisimlerinin devinimlerini taklit eder.

Müzikteki ritim (kendini tekrarlayan tempo) ve melodinin altında duran simetrik yapıdır denilebilir.

Kaynakları ve başlangıçları (teksesli) birbirlerinden çok da farklı olmayan batı ve doğu müzikleri farklı gelişmiş
· Felsefe,
· Şiir,
· Komalar,
· Ritim / usullerden,
oluşan dört temel unsur ile birbirinden ayrılmıştır.

· Batı müziği medeniyetten, Doğu müziği maneviyattan, gelen bir müziktir.

· Batı müziği toplumun, Doğu müziği insanın iç dünyasının ürünüdür.

· Batı müziği “bilinmesi mümkün olmayan nesneler bölgesini görmezlikten gelerek nesnellik, pozitiflik, yerellik varsayımına, akla dayanmış iken Doğu müziği daha içsel ve duygulara dayalıdır.

· Doğu müziği bütünsel (küresel), Batı müziği indirgeyicidir.

· Batı müziğindeki oktav sistemi sesleri sekiz notaya ayırarak tam ve yarım seslerle müziği sınırlandırırken, Doğu müziğinde ise ayrıca çeyrek sesler vardır.

Batı’da 400 sene önce, müziği harmonize yapmak ve çoksesliliği yaratabilmek için, komalar (mikro aralıklar) kaldırılarak aradaki sesler atılmış, sesler piyano tuşlarına göre isim aldığı belirtilmektedir.

· Batı müziğinde simetri daha belirgin iken Doğu müziğinde simetri nispeten daha gizlidir.  Özellikle klasik batı müziğinin bu kadar fazla hayranının bulunmasını simetrinin daha kolay algılanıp güzelliğine varılmasına dayandıranlar vardır.

· Batı müziğinde ritim ile melodiyi ayırt etmek kolay iken Doğu müziğinde makam ve melodi girift bir şekilde birbirinin içine geçmiş durumda ve daha ahretle (uhrevi) ilgilidir; anlaşılması kolay değildir. [1]  

Kaynağı ve gelişimi ne olur ise olsun, müzikte de gizli simetri (veya gizli uyum) üzerine kurulu bir yapı olduğu bu yapı simetrik olmasa bile simetriden sezgisel olarak yararlanıldığı çok açıktır.

Her makam ayrı bir simetri içerir, ayrı bir duygu yansıtır. Bu simetri üzerine kurulan müzik simetriden bağımsız değil onunla yoğrulup tam bir bütünlük arz eder. Estetik olan ve güzel müzik eseri olarak değerlendirdiklerimiz de zaten bu türden gizli simetri taşıyanlardır. [2] 


Müzik ile daha iyi bir dünya arayışı..

Müziğin etkileri ve bu etkilerin tespiti de insanoğlunun bilimsel çalışmalarında bir konu olmuştur.

Louis MAKIELLO tarafından "The Mozart Effect" başlıklı Ocak 2012 ayında yayınlanan makalede, “Mozart Etkisi” olarak adlandırılan müzik etkisinin değişik alanlarda araştırılması ve sonuçlarına yer vermiştir:

· Zeka gelişimde müzik etkisi:
Kaliforniya Üniversitesi bilim adamları tarafından 1995 yılında Mozart’s Sonata for Two Pianos, K. 448 dinleyen öğrencilerin mekansal IQ testlerinde daha iyi oldukları tespit edilmiştir.

· Süt üretimi veriminde müzik etkisi:
Brittany-Fransa’daki rahiplerden sonra byugün İsrail’den İngiltere'ye çiftçiler ineklere klasik müzik çalmaktadır. İspanyol, El Mundo gazetesi, Villanueva del Pardillo’da sağım zamanında Mozart’s Concerto for Flute and Harp in D, dinleyen ineklerin diğer çiftlikteki (28 litre veren)  ineklerden daha fazla, 30 to 35 litre süt verdiklerini yazmıştır.

· Prematüre bebeklerin tedavi başarısında müzik etkisi:
Pediatrics dergisinin Ocak 2010 tarihli sayısında yayınlanan İsrail’li bilim adamlarının bir araştırmasında 30 dakika Mozart dinleyen prematüre bebeklerin diğerlerine göre daha sakin ve iyi kilo aldığı belirtilmiştir.

· Atıksu arıtma veriminde müzik etkisi:
Alman Mundus şirketi 2010 yılında Berlin’deki bir atık su arıtma tesisi’de biyokütle yiyen microplara Mozart’ın Sihirli Flüt’ünü dinletti. Çalışma iptal edildikten aylarca sonra normal şartlarda 7000 m3 olması gereken atığın 6000 m3 olarak çıktığının bulunduğu tespit edildi.

· Bitki büyüme sağlığında müzik etkisi:
Bitkilere müzik dinletme yönünde çalışmalar 1970'lerden beri uygulanmaktadır. Bazı denemelerde yumuşak müzik dinleyen bitkilerin sağlıklı daha sağlıklı büyümelerine karşı rock dinleyenlerde öncelikle yaprak küçülmesi ve müzik yönünün tersine büyüme sonucu 16 günde öldüğü tespit edildi. En iyi sonucu Sitar ile yapılan Hint müziği vermişti.

· Üzüm ve bağ sağlığında müzik etkisi:
Toscana, İtalya’da müzik sever bir bağ sahibinin bağ haşereleri ile daha doğal yöntemlerle mücadele için her gün 24 saat sireyle Mozart dahil klasik eserlerden derlediği bir müziği asmalarına dinletmesi sonucunda hoparlörlere daha yakın sarmaşıkların daha hzlı olgunlaştığını tespit etti. Floransa Üniversitesi'nden bir araştırma ekibi 2006 yılında benzer bir çalışmada asma başına ve toplam yaprak alanı büyümesi ile üzüm olgunlaşmasında müziğin olumlu etkilerini belirenmiştir.

· Sıçanların labirentlerdeki seyahat etkinliğinde müzik etkisi:
"Mozart etkisi" adlı çalışmaya 1995 yılında katılan Frances Rauscher ana karnından itibaren başlayarak doğumundan 60 gün sonrasına kadar Mozart dinletilen sıçanların sabit dalga boyunda veya, music by Philip Glass’ın minimalist müziklerini dinleyen diğerlerine labirentlerde yollarını daha aza hata ile ve daha hızlı bulduklarını saptamıştır.
  
Müziğin; bireyden yola çıkarak  toplumsal yaşamı etkileyecek yönde kullanımına dair diğer tespitler de mevcuttur:
· Dini müzikler; insanı o anın içine çeker, derin bir huzur ve ruhanilik hissetmesini acılarını unutmaya ve geçirmeye katkı sağlar. 
· Gregoryen İlahileri, sessizce çalışmak ve meditasyon yapmam için uygundur; stresi de azaltabilir.
· Barok müziği, istikrar, düzen, tahmin edilebilirlik, emniyet hisleri, çalışma için zihinsel açıdan uyarıcı bir ortam yaratır. 
· Haydn ve Mozart; konsantrasyon, hafıza ve üç boyutlu algıyı geliştirebilir.
· Romantik müzik; sempati, merhamet ve sevgiyi arttırmak için kullanılabilir.
· İzlenimci müzik (Debussy, Ravel); yaratıcı dürtüleri günışığına çıkarabilir, bilinçaltı iletişime geçilmesini sağlayabilir.
· Caz, blues gibi anlatımcı dans ve müzik türleri; neşelendirir, ilham verir, büyük sevinç ve üzüntüleri açığa çıkarır, espri ve kinayeleri aktarır.
· Salsa, rumba gibi Güney Amerika müzikleri, bedeni harekete geçirir, kalp atışlarını, nefes alış-verişi arttırır.
· Big Band, Pop, Country türleri; hisleri ele geçirir ve kişide mutluluk hissi yaratır
· Baskın ritmleri olmayan ortam ya da New Age müzikleri; zaman ve yer algısını genişleterek canlılık duygusu yaratır.
· Heavy Metal, Punk, Rap, Hip Hop ve Grunge; sinir sistemini harekete geçirerek dinamik bir şekilde hareket etmeyi ve kendini ifade etmeyi sağlar.


Müziği "anadil öğrenme yöntemi" ile  öğreterek çevresine daha duyarlı ve hızlı uyum sağlayabilme yeteneği olan çocuk ve gençler yetişmesine katkı sağlayan Shnichi SUZUKİ "Sevgi ile Eğitmek" isimli eserinde;
"Sebep olmadan sonuç olamaz. İyi bir yetişme tarzı ve iyi bir eğitim, yüksek ve saf bir zekanın yanı sıra üstün duyu ve duygular geliştirir.
İyi çevre koşulları ve iyi eğitimi çocukların güzel ve mutlu yaşamalarına neden olur ki bu da insanlığın geleceği için ümit ve ışık vaat eder.
Yaşayan ağaç tomurcuk verir; her dalında güzel çiçekler açar ve bu doğanın muhteşem döngüsüdür. Bence, insanoğlu da doğayı örnek almalı ve meyve vermelidir. İnsanın hayattaki en önemli hedefi sevgiyi, hakikati, erdemi ve güzelliği aramaktır."
tespitinin ve çalışmalarında elde ettiği sonuçların iyi bir dünya arayışında yararlanılması gereken ipuçları taşımaktadır.

O halde, estetik kriterinin doğadaki gizli veya açık simetriler ile bu simetrilerin sezgisiyle yaratılan güzel müzik eserlerinden birey ve toplumlar yaşam kalitesini yükseltmek ve daha iyi bir dünya için daha fazla yararlanmak gerekmez mi?.

Can EREL
20 Mayıs 2012

Faydalanılan Kaynaklar :

1.     BERKMEN, Haluk; "Mikro ve Makro'da Estetik (1)".
2.     BERKMEN, Haluk; "Mikro ve Makro'da Estetik (2) Altın Oran".
3.     BERKMEN, Haluk; "Mikro ve Makro'da Estetik (3) Kuantum Dünyasında Simetri".
4.     CAMPBELL, D. (.Çeviri: ÇUBUKÇU, Feryal); " Mozart Etkisi", Kuraldışı Yayıncılık; İstanbul; 2002.
5.     ERGÜN, Mustafa; "Estetik (Sanat Felsefesi)".
7.     MAKIELLO, Louis; “The Mozart Effect”.
8.     POPPER, Karl R.; "Daha İyi Bir Dünya Arayışı".
9.     SUZUKI, Shnichi; "Sevgi ile Eğitmek”; Porte Müzik Eğitim; 2010.





Arap Müziğinin Amel formunda bir usul olan 32 zamanlı ve 21 vuruşlu Muhammes, aynı zamanda klasik Türk müziğinin büyük usullerinden biridir. Klasik Türk müziğinde bu usulün 32/4’lük olan ikinci mertebesi kullanılarak peşrev, kâr, beste, tevşih, na’t ve ilahiler bestelenmiştir.http://www.turkmuzigi.web.tr/usul/652-muhammes-usulu

[2] Örnekler: