20110130

"Faros" bazen bir grup, bazen bir organizasyondur…

JR gibi…


Bu durumu, kuruluşunun 32nci yılında görev yapmakta olan yöneticisinin ifadesi ile anlatmak daha anlamlı olur:
Bir mühendis yüzbaşının liderliğinde 30 büyüğümüz, tam bir ekip anlayışı ile J65 motoru üzerinde çalışmalara başladığında, başarının imkansızlığını dile getirenler ve hatta bunu bir hayal  olarak bile algılayamayanlar vardı. Ancak, başarıya inanmış ve kendini bu yola adayarak evliliklerini bile erteleyen üyelere sahip ekip; 1967 yılında sadece o hayali gerçekleştirmek ile kalmadılar, bu gün dünyada uçak motorları ile ilgili görev yapanların da hayalini süsleyen bir teknolojik merkezin, Jet Revizyon’un kurucuları oldular.
Bu parlak başlangıçtan sonra geçen süre zarfında Jet  Revizyon’u tam bir inanç ve büyük bir güven ile destekleyen birbirinden değerli yöneticiler, yerli ve yabancı yüzlerce mühendis ve teknisyenin unutulamayacak gayretleri sonucu Jet Revizyon; şavkı Türkiye sınırları dışına taşan bir teknoloji ve kalite yıldızı haline gelmiştir.
Kuruluşundan bugüne kadar 5500’e yakın jet motorunun yüksek teknolojik onarım ve tadilatlarını da kapsayan fabrika seviyesi bakımını yaparak kullanımına veren Jet Revizyon’da Türk Hava Kuvvetleri envanterindeki her tip uçak motoru ile ilgili üretim veya proje faaliyeti bulunmaktadır.
Bugün; F110, J69, J79, J85, Tyne22, T56 ve GTC ana tiplerinde toplam 12 değişik motorun fabrika seviyesi bakım, onarım ve tadilat üretimi yapma kabiliyetindeki Jet Revizyon’un yıllık üretim kapasitesi yaklaşık 270 adet motordur.
Halen devam eden projelerin gelecek yıl içinde tamamlanması ile; C-130 uçaklarının modernize edilmiş T56, CASA uçaklarının CT7, Sikorsky helikopterlerinin T700, F-16 ve Sikorsky helikopterlerinin motor çalıştırıcıları, AWACS uçaklarının TF33 motorları ile ilgili fabrika seviyesi bakım kabiliyetlerine, bazıları ABD dışında sadece Türkiye’de bulunan Borazon, CODEP/CODAL, ADH, F Cycle gibi motor yapısal parça onarım teknolojilerine sahip olunacaktır.
Üretimin yanında gerçekleştirilen ve sürekli gelişimin hedeflendiği diğer faaliyetler ile Jet Revizyon, Türk uçak motorları sahasında hem gelişim örneği olmuş ve hem de Türk havacılık sanayinin  topyekün gelişimine katkı sağlamıştır. Personel ve temel bilgi desteği ile 1984 yılından itibaren kuruluşuna doğrudan katkı sağlanan TUSAŞ Motor Sanayii A.Ş., Tyne22 motorları detay iş planları yaklaşımı modern anlamda ele alınarak 1988 yılından itibaren oluşturulan ve pilot uygulamaları 1992 yılında Jet Revizyon faaliyetlerinde gerçekleştirilerek daha sonra tüm Hava İkmal Bakım Merkezilerine yaygınlaştırılan bilgisayar destekli yönetim bilgi sistemi (FYGS) bu katkılardan bazılarıdır. 
Ayrıca, Türk Silahlı Kuvvetleri’nde ilk defa alınan ISO-9001, AQAP-120 ve General Electric AE kalite sistemi uygunluk sertifikalarında da Jet Revizyonun geçmiş tecrübesinin payı ve yaratıcı katkıları olmuştur.
Ekonomik göstergeler Jet Revizyon faaliyetlerinin mevcut durumunu daha da çarpıcı hale getirmektedir. 1nci Hava İkmal Bakım Merkezi genelinde 1997 yılında yaratılan 211 milyon Dolar katma değerin %40’ı Jet Revizyon’a aittir. Aynı yıl içinde 1nci Hava İkmal Bakım Merkezinde çalışan her bir personel ortalaması 82 bin Dolar katma değer yaratırken her bir Jet Revizyoncu 142 bin Dolar katma değer yaratmıştır.
Jet Revizyon yaşamında; başkalarının hayal bile edemediği girişimi başlatarak başarmak  inancı, “Gelenek”; kazanılacak teknolojiler ile müşteri ihtiyacını tam olarak karşılamak ve milli ekonomiye en fazla katkı sağlamak devinimi ise “Gelecek” olarak simgeleştirilmiştir.
… 1998
Kimler, ne emekler verdi, ne çabalar gösterdi... Şükran ile analım!..




Bu çoşku, duygu ve düşünceler bu konuşmadan yıllar önce güftesini hazırladığı "Jet Revizyon Marşı"na da yanşımış, 1996 yılında sanatsever kızı tarafından "Symphony No:9, Beethoven" baz alınarak bestelenmiş, Anadolu Üniversitesi değerli yöneticilerinin de samimi katkıları ile Konservatuar Korosu tarafından kaydı gerçekleştirilmiştir.



Teknoloji gücümüzdür
Kalite tecrübemiz
Bilgimiz gururumuzdur
Gelişmedir vaadimiz

Revizyon, Jet Revizyon
Bu ne güçlü bir vizyon
Hızlı, doğru ve çalışkan
Gelişimdir amacı

Revizyon, Jet Revizyon
Bu ne güçlü bir vizyon
Açık, usta, katılımcı
Değişimdir amacı

Atatürkün izindeyiz   
İz bırakır gücümüz
Ufuktaki ay ve yıldız
Çalışma desteğimiz

Revizyon, Jet Revizyon
Bu ne güçlü bir vizyon
Dürüst, atik ve saygılı
Gelişimdir amacı

Revizyon, Jet Revizyon
Bu ne güçlü bir vizyon
Mutlu, nazik, disiplinli
Değişimdir amacı

Gelenekten geleceğe 
Uzanır ellerimiz
Hep başarmak işimizdir
Gelecek hedefimiz

Revizyon, Jet Revizyon
Bu ne güçlü bir vizyon
Hırslı, çağdaş ve kararlı
Gelişimdir amacı

Revizyon, Jet Revizyon
Bu çok güçlü bir vizyon
Yetkin, uygar, atılımcı
Değişimdir amacı

Öğrenme, iş yapma ve yönetme "Faros"um pekçokları için de aynı işlevi gördü, görmeye devam ediyor. 

Can EREL
12.09.2010

"Faros" bazen "Koç"tur...

“Facit” makina kullanan...



Bir insan düşünün ki, sürekli insana yakışan bir yaşam peşinde; toplumun ve çevresinin sosyal nitelik ve zevkini geliştirerek niteliğini yükseltmeye adanmış…

Bir insan düşünün ki, kibarlık, nezaket ve onur olmuş hamuru... Yardımseverlik, merhamet ve olgunluk ile yoğrulan.

Evlendiği ilk yıldan itibaren güzeller güzeli "doktor" eşi ile sıcak evini öğrenciye açmış; üniversitede iki çocuğu okurken bile…

Bir insan düşünün; insanoğlu insan olsun.

Tarih bilsin, yemek yapsın adeta yaşayarak…

Mali tabloları hazırlarken takıldığı Abahya’sı, yanağından makas aldığı Dayko'su, eliyle yakaladığı dil balığı yanında keyif ile içkisini yudumladığı Kumburgaz’ı, genelde su altında sandalı ve balık oltasına takılıp düştüğü Boğaz’dan çıkarılan kemik gözlüğü de olsun.

...

İşte 1970’li yılların sonundaki "Faros"um... Her birisi de ayrı "Faros" olan, eşi, "Cân" kardeşlerim ve aile bireyleri ile, kaosun kıyısında en kritik noktadayken ışığı ile yön verip güven getiren, "Faros"um; Koç!


Can EREL 

20110129

"Faros" bazen "Yetim"dir...

“Eşekçilik” oynadığın...



Çocuk yaşında geldiği bu büyük ve rüya şehirde okuyacaktı; çalışmak da zorundaydı.

Doğduğu ve yetiştiği şehrin tüm güzelliği ve mertliğine sahipti; bazen bunların yarattığı sorunları yaşasa da derinden...

İlkokul aşkını geliştirmişti, o yıllarda unutup/unutulmayı gerektirecek mesafeye rağmen... Ve sonunda evlenmişti.

Doğumum, o aşkın evliliğe dönüştüğü zaman dilimi ile çakışmış; yüreğim, “eşekçilik” oynadığımızda sırtında iken bağlanmış olmalıydı yüreğine... 

Çocukluğunda saldığı korku ile Anne’me yol değiştiren yeşil gözlü gözüpek delikanlı “Faros”laşıyordu yaşamımda, her gün biraz daha fazla...  

“Arı”nın “YSE” oluşumunda görev alan ilk yöneticilerden oldu; diğer “Yetimler” ile... Anadolu’nun pek çok köyünün yola, suya, elektriğe kavuşmasına yıllarca hizmet etti; gece ziyaretlerinde siyah çerçeveli gözlüklerinin arkasında içi geçse de.. Mesleğe hakimiyetin öğrenim kadar uygulama ve inanç gerektirdiğinin de kanıtı idi “Faros"um.

Sevgi, saygı ve hoşgörünün yılmaz uygulayıcı idi; eşe, çocuğa, arkadaşa, akrabaya gösterilen... 
  
Yol gösteriyordu...
  • Oynadığı “21”de bir ilkokul çocuğundan kazandığı tüm parayı cebine koyup, ertesi gün evden ayrıldığında yarattığı hayal kırıklığını, bıraktığı daha fazlası ile, onarırken... 
  • Bayramda elini öptüğü kayınvalidesinden gömlek almak için istediği 50 TL harçlıkla...
  • Ağabey yerine koyduğu Kayınbiraderi ile beraber aldığı yelkenli desenli kırmızı ipek gömleği giyerken... 

Gönül dersi veriyordu; insana duyulan sevgi, saygı ve hoşgörünün kaynağında da "iyi insan" olması gerektiğini kanıtlarcasına.

Tutumu ve davranışı ile “kadınına aşık erkek” tanımını da yapmış, hafızama nakşetmişti.

Sürücü imtihanında kızıp terk ettiğim aracı durdurmuş; ehliyetimi bizzat vermişti.

Yüzünde her zaman var olan ve ona çok yakışan tebessüm ile,
  • Piknik'ten getirdiği "Budwiser" teneke kutuları kumbaramız oldu; içindeki en büyük para olan 2½ TL.nın da,
  • Spor salonu soyunma odasından çalınan ilk bluejean'imin yerine konulanın da,
  • Çember Sokak'ta kurduğumuz ilk spor klübümüzün, "Zümrüt Spor"a ait yeşil formamın da, 
destekleyicisi oldu; gönüllü olarak.

Sanatı önce sözü, sonra sazı ve zamanla tamburu oldu. Okumak için evden ayrılmadan çaldığımda Anne’mi ağlatan “Bir yiğit gurbete gitse..” de sayesinde öğrenilmişti.

Beyaz montunun karşılığı, denemiş olsa da, hala ödenememiştir; ödenemez. O büyük şehirin sırtlarında, ağaçların gölgesinde ve su kenarlarında "döşek" bile olmuş, beyaz mont!...

İşte 1960’lı yıllardan günümüze "Faros"um... Mesleğe bağlılığıma ve temel insani duygularıma ışık tutan, iş ve sosyal ortamlarda ilişkisel gelişimime yön veren "Faros"um...

Can EREL
07.10.2008

20110120

"Faros" bazen öğütlerdir.

Dostlarının hediye ettiği tabloda yazan...



Sevdiklerimiz ve sevenlerimiz ile beraber olmak coşkuların en güzelidir, o an’ı hemen anılaştırır. Özellikle de vatanından uzakta, ulusal her anı ve değer özlemi burun direklerinizi sızlatmaya başladığı anda...

İşte böyle duygusal bir anda gördüm onu; dostlarımın evindeki duvarda.

Kaligrafik tarzı ve antik görünüşlü yapısı derin anlamına imgesel gizem de kazandırmıştı.

"Şefkat-ü merhamette güneş gibi ol,
Başkalarının kusurunu örtmekte gece gibi ol,
Sehavet-ü cömertlikte akarsu gibi ol,
Hiddet-ü asabiyette ölü gibi ol,
Tevazuu mahviyette ölü gibi ol,
Olduğun gibi görün, göründüğün gibi ol."
Mevlâna

Aslında Mevlana’nın “Yedi Öğüdü”nü bir bütün olarak veya kısmen duymuştum. Hatta, belki öğrenim hayatımda üzerinde de çalışmıştım. Ama etkisi böyle olmamış, olamamıştı...

Bu öğütleri yaşamına resmetmiş dostlarımın katkısı ile... Işığı gösterdi ki “Sevgi”, “Saygı” ve “Hoşgörü” hep el eledir; sürekliliği olan ve değer taşıyan ilişkilerde.

Bu tablo, veda ederken dostlarımızın sunduğu hediye oldu. Ve evimizde yerini aldı, “Faros”um oldu; önünden her geçtiğimde kendimi ölçüp, tarttığım bir referans noktası gibi... Ve bir gün bir mihenk taşı olmasını umut ederek...

“Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol!." sürekliliği olan ve değer taşıyan ilişkiler için; anladım...

Can EREL
08.08.2005


___________________________




Bugün başlayan 2012 Mevlâna Haftası ile ilgili okuduğum bir makalede yer alan, Mevlâna'nın “Kamil odur ki; koya dünyada bir eser; eseri olmayanın yerinde yeller eser..” öğüdü  her zaman kullandığım, Kızılderilinin "Her ölümlü adı, anısı ve eseri son kez anılana kadar yaşar.." deyişi anlamına kişisel gelişim yönümde katkı sağlayarak,

  • Geleceğe ve gençliğe yönelik anı, eser bırakabilmek kişisel gelişmişlik ile ilgili,
  • Yaşamın “sağlıklı keyifle yaşamak ve çalışmak, iyi evlatlar yetiştirmek, mal mülk edinmek” anlamının daha da geliştirilebilir ve bu yönde çabaların kaynağının öldükten sonra, iyi ve güzel bir şekilde anılacağımız eserlerde gizli,
olacağını hatırlattı; bir kez daha..

Ve bir daha farkettim ki; yaşamın anlamı, insanların yararlanabileceği, sürdürülebilir “iyilik”tir; kimi için hastane, kimine okuldur; kimi için aşevi, kimine ağaçtır; kimi için kitap yazmak, kimine ilmin gelişmesini/yayılmasını sağlayacak bilimsel eserler bırakmaktır. 

Ne duruyorum  ki?..

Can EREL
02.12.2012

20110116

"Faros" çoğu zaman kendinsindir...


Bildiğim Ben


Kendimi resmedeceğime söz verdim; olduğum gibi..
Oturdum tuvalin karşısına.
Her fırçada renkler karıştı, önce palette...
Tuvaldeki aksim yamalarla oluşmuş.
Oysa olduğum gibi resmedecektim kendimi; söz vermiştim..
Ben mi kendimi tanımadım, bilmedim;
Yoksa, sorun kırık aynada mıydı?
Olduğum gibi resmedecektim kendimi oysa...

Can EREL


Endişeliydim; 
Dünyada iki kusursuz insan vardır: Biri doğmamış, diğeri  ise ölmüş insandır.” - Çin Özdeyişi
Bizleri insan yapan şey, Tanrının bizi yaratırken mayamıza kattığı kusurlardır.” - William Shakespeare
“"Kendini bil!" denilmesi, yalnız gururunu kırmak için değil, değerini de bildirmek içindir.” -Cicero
Hiçbir şey umduğumuz kadar basit değildir.” - Jim Horning
sözlerini duyuncaya dek...

Epictetus'un tariflediği Anavatan'ımdan ayrılışım ve sonrasında bu Faros'um aydınlattı yollumu çoğu zaman...

Öyle ise, düşünelim;
  • Kendimizi tanımak ve bilmek,
  • Bu süreçte kendimizin ve evrenin, ilahi güzelliklerinin ve sırlarının farkına varmaya başlamak,
  • İçimizin sevgi ile dolması,
için.. Ve gerçekleştirelim tüm bunları, daha iyi bir dünya için..



Can EREL

16.01.2011



Dip Not 1 Sevgi etkisi ve sevgi ile yapılacaklara sınır mı var?... Öncelikli olanda kendini tanımakta etkisidir; Ömer Hayyam'ın "Sevgi ile" şiirinde anıltılan gibi:
"Sevgiyle yoğrulmamışsa yüreğin
Tekkede , manastırda eremezsin
Bir kez gerçekten sevdin mi dünyada
Cennetin cehennemin üstündesin
 
Bir sır daha var, çözdüklerimden başka
Bir ışık daha var, bu ışıklardan başka
Hiç bir yaptığınla yetinme, geç öteye !
Bir şey daha var, bütün yaptıklarından başka"



Dip Not 2Bir İnsanın Anavatanı Çocukluğudur.” cümlesini duyduğum ilk anı hatırlıyorum... O anlara geri dönüp evimizin bahçesinde, Çember Sokak boyunca, belki de Pazar'a, Çamlık'a kadar arardım kendimi; anavatanımda... 

Dip Not 3Daha sonra araştırmıştım Epictetus’a ait olan bu deyişi ve her denememde bu arayış anavatanıma dönüş etkilerini sürdürdü. Bugün, bu tanımı ve ilgili bir anıyı yeniden  mesajda okuma fırsatını buldum; üniversite yıllarımdan bir arkadaşımın gönderiği mesajda... 

Bu mesajda yer alan Doğan CÜCELOĞLU anlatısını:
"Bir gün seminere başlamadan önce kısa boylu güler yüzlü birisi geldi, Hocam elinizi öpmek istiyorum, dedi. Ben el öptürmekten pek hoşlanmadığım için, yanaktan öpüşelim, dedim, öpüştük. Aramızda şöyle bir konuşma yer aldı:
- Hayrola, neden elimi öpmek istedin?
- Hocam, üç yıl önce sizin bir seminerinizi katıldım. Hayatım değişti. O seminerden sonra daha mutlu bir ailem var ve size teşekkür etmek istiyorum; onun için elinizi öpmek istedim.
- Ne oldu, nasıl oldu?
- Üç yıl önce şirketimizin organize ettiği iki günlük bir seminerde bizimle beraberdiniz. O seminerin bitişine doğru dediniz ki, “Bir insanın anavatanı çocukluğudur. Çocukluğunu doya doya yaşayamamış bir insanın mutlu olması çok zordur. Bir annenin, bir babanın en önemli görevi, çocuklarının çocukluğunu doya doya yaşamasına olanaklar yaratmaktır.”
Bir süre sustu, bir şey hatırlamak ister gibi düşündü, sonra konuşmaya devam etti:
- Hatta daha da ilerisi için söylediniz; dediniz ki, “Bir ulusun en önemli görevi çocuklarının çocukluğunu doya doya yaşamasına olanaklar yaratmaktır.” Ben bir baba olarak sizi duyduğum zaman kendi kendime düşündüm: Ben bir baba olarak çocuğumun çocukluğunu doya doya yaşamasına fırsatlar yaratıyor muyum? Böyle bir sorunun o zamana kadar hiç aklıma gelmediğini fark ettim. Ben ne yapıyorum, diye düşündüm. Benim yaptığım sanırım birçok babanın yaptığının aynısıydı. Dokuz yaşındaki oğlum ben işten eve gelince beni görmemeye, benden kaçmaya çalışıyordu. Neden kaçmaya çalışıyordu, biliyor musunuz, Hocam?
- Hayır, neden?
- Çünkü onu görünce hemen şu soruyu soruyordum. “Oğlum bugün ödevini yaptın mı?” Tuhaf tuhaf bakıyor, gözünü kaçırıyor, daha da sıkıştırınca, hayır anlamına gelen, “cık” sesini çıkarıyordu. Kızıyordum, söyleniyordum, “Niye yapmıyorsun ödevini!” diyordum. Aramızda sürekli tartışmalar, sürtüşmeler oluşuyordu. Tabii bunun sonucunda bütün aile huzursuz oluyordu.
Burada biraz sustu, soluklandı. Sanki hatırlamak istemediği anılar vardı; onların üstesinden gelmeye çalışıyordu. Sonra konuşmaya devam etti:
- Ben sizin seminerinizden çıktıktan sonra düşünmeye başladım. “Ben ne biçim babayım,” diye kendime sordum. Seminer için geldiğim İstanbul’dan çalışma yerim olan Kayseri’ye gidinceye kadar düşündüm; otobüste bütün gece düşündüm ve sonra kendi kendime dedim ki, eşimle konuşayım, biz birlikte bir karar alalım. Diyelim ki bu çocuk isterse beş yıl sınıfta kalsın, ama doya doya çocukluğunu yaşasın.
- Radikal bir karar!
- Evet, uçta bir karar, ama bu karar içime çok iyi geldi, Hocam. Gerginliğim, üzüntüm gitti, içim rahat etti. Ben eve gelince eşime dedim ki, hadi gel otur, konuşalım. Yemekten sonra oturduk konuştuk, çocuklar yattı biz konuşmaya devam ettik. Seminerde anlatılanları aktardım, böyle böyle böyle diye izah ettim ona ve en nihayet dedim ki, ya benim gönlümden ne geçiyor sana söyleyeyim. Bizim oğlumuz var ya bizim oğlumuz, o isterse beş yıl sınıfta kalsın, ama çocukluğunu yaşasın! Şimdiye kadar onun çocukluğunu yaşamasıyla ile ilgili pek bir çaba göstermedik, bir bilinç göstermedik, oluruna bıraktık. Gel şimdi değiştirelim bunu.
- Eşiniz ne dedi?
- Hocam biliyor musun ne oldu?
- Ne oldu?
- Karım hayretle bana baktı ve dedi ki, “Bu ne biçim seminer be! Kim bu adam? Öyle şey mi olur; yok bizim ki çocukluğunu yaşayacakmış! Bizim çocuk çocukluğunu yaşarken öbürküler sınıflarını geçecek ilerleyecek! Öyle şey olmaz.”
- Anlıyorum; anne olarak çocuğunun geride kalmasını istemiyor, kaygılanıyor!
- Fakat hocam ben pes etmedim, bırakmadım, mücadeleye devam ettim. Her gün, her akşam gece yarılarına kadar karımla konuştum. Üç gecenin sonunda bana, peki ne halin varsa gör, dedi.
- Pes etti, yani. Peki, sen ne yaptın?
- İşte onu dediği günün sabahı eşofmanımı, ayakkabımı şöyle kapının yanına bıraktım işe gittim; işten dönünce oğlumun gözüne baktım ve dedim ki, oğlum bugün doya doya oynadın mı? Bana hayretle baktı ve “Hayır!” anlamına gelen “cıkk” dedi. O zaman, hadi gel beraber aşağıya ineceğiz, oynayacağız, dedim. Eşofmanımı giydim, ayakkabımı giydim, onunla beraber sokağa çıktık. Pencereden arkadaşları bakıyorlarmış, onlar da sokağa çıktılar; birlikte sokakta oyun oynadık. Akşam saat altıdan sekiz buçuğa kadar sokaktaydık. Eve gelince toz toprak içindeyiz, beraber banyoya girdik, duş yaptık. Havluyla kuruladım, çok mutluyduk ve o günden sonra işten dönünce her gün onunla oynamaya başladım. Her gün, her gün, her gün oynadım. Yedi gün sekiz gün sonraydı galiba, bir gün banyodan çıkarken onu kuruluyorum havluyla, kolumu tuttu, bana döndü ve dedi ki, baba ya, ben seni çok seviyorum. Hocam nefesim durdu, gözüm yaşardı, konuşamadım. Çünkü farkına vardım ki, şimdiye kadar sevdiğini hiç söylememişti. Düşündüm, şimdiye kadar hiç söylemediğinin farkında değildim; belki ömür boyu söylemeyecekti. “Ne büyük tehlike!” diye düşündüm. Ömür boyu onun bana bu cümleyi söylemediğinin farkında olmayacaktım.
- Demek farkına vardın, seni kutlarım. Senin farkına vardığın bu durum birçok anne ve babanın farkında olmadığı gizil, örtük ama önemli bir tehlike!
- İçimde bir şükür duygusu, havluyla çocuğumu kuruladım ve giydirdim ve artık her gün oyun oynamaya devam ettik. Zaman geçti, iki hafta sonra okul, öğretmen veli buluşması için okula davet etti. Daha önceki veli buluşmalarında öğretmen, “Sizin oğlunuz akıllı bir çocuk, ama ödevleri kargacık burgacık yazıyor, dikkat etmiyor. Sınıfta arkadaşlarını rahatsız ediyor, onları itiyor kakıyor, lütfen onunla konuşun. Ödevlerine ilgi gösterin, sınıfta arkadaşlarını rahatsız etmesin. Ödevlerini doğru dürüst yapsın,” demişti. O nedenle öğretmen buluşmasına gitmekten çekiniyordum. Bu davet gelince ben eşime dedim ki, hadi okuldaki buluşmaya beraber gidelim! Yok, dedi, sen tek başına gideceksin, ben gelmeyeceğim.
- Eşiniz gelmek istemedi!
- Hayır istemedi. Ya beraber gidelim, diye ısrar ettim hayır hayır sen yalnız gideceksin dedi. Ben yalnız gittim ve diğer veliler geldikçe sıra bende olduğu halde sıranın arkasına geçtim, sıranın arkasına geçtim ki başka kimse olmadan öğretmenle konuşayım, diye. Mahcup olacağımı düşünüyordum. Her şeyin daha kötüye gittiğini düşünüyordum. En nihayet bütün veliler öğretmenle konuşmalarını bitirip gittiler. Sıra bende! Öğretmenin karşısına geçtim, bana baktı gülümsedi, siz ne yaptınız bu çocuğa, dedi. Hiç cevap vermedim, önüme baktım. Lütfen söyleyin ne yaptınız bu çocuğa, dedi. “Çok mu kötü hocam?” diye sordum. Gülümsedi, hayır, kötü değil, dedi. “Artık sınıfta arkadaşlarını hiç rahatsız etmiyor, ödevleri iyileşti, tam istediğim öğrenci oldu. Ne yaptınız bu çocuğa siz?”
- Herhalde bir baba olarak çok mutlu oldunuz?
- Hocam biliyor musunuz öğretmenin karşısında ağlamaya başladım. İnanamıyordum kulağıma, içimden, vay evladım, biz sana ne yaptık şimdiye kadar, duygusu vardı. Eve geldim, karım yüzüme baktı, gözlerim ağlamaktan kıpkırmızı. “O kadar mı kötü?” diye sordu. Ona da cevap veremedim Hocam, ona da cevap veremedim! Ağladım. Daha sonra anlattım. Hocam onun için sizin elinizi öpmek istedim, teşekkür ediyorum. Benim oğlumun ve onun küçüğü kızımın hayatını kurtardınız. Ailemin mutluluğu kurtuldu. Hakikaten bir insanın anavatanı çocukluğuymuş. Anavatanı mutlu olan bir çocuk çalışmasını, okulunu her şeyini bütün gücüyle yapar ve orada başarılı olurmuş.
“Gel seni yeniden kucaklayayım!” dedim. Kucaklaştık.
“Çocuklar Gülsün diye!” yaşayalım. Çünkü insanın anavatanı çocukluğudur. Çocuklar gülerek, oynayarak büyürse, sonunda büyükler güler. Büyükler mutlu olup gülümseyince tüm ülke, tüm insanlık güler. Çocukların gülmesine hizmet veren herkese selam olsun!"

Doğan CÜCELOĞLU

Dip Not 4: ..
"Affan dedeye para saydım,  Sattı bana çocukluğumu.  
Artık ne yaşım var ne de adım; Bilmiyorum kim olduğumu.  
Hiç bir şey sorulmasın benden; Haberim yok olan bitenden.  
Bu bahar havası, bu bahçe;  Havuzda su şırıl şırıldır.  
Uçurtmam bulutlardan yüce,  Zıpzıplarım pırıl pırıldır.  
Ne güzel dönüyor çemberim;  Hiç bitmese horoz şekerim!" 
Cahit Sıtkı TARANCI (Çocukluk)

http://canerel.blogspot.com/ adresinde yer alan ""Kendini Bil"mek..." bu yazının "Kendini Bil"mek yönünde geliştirilmişidir.. 

20110113

"Faros"lar...

Yoluma ışık tutanlar... Yön verenler… 


"Tanrı, iradesini hakim kılmak için yeryüzündeki iyi insanları kullanır..." 
Giordano Bruno (1548-1600)

İnsan doğar, büyür ve ölür… Ama, başlangıçtan bitişe (kundaktan kefene), iki yol arasındaki tüm yerlerde iletişim, ilişki ve etkileşimle "biri(leri)nden", "birşey(ler)den" ve "bir yer(ler)den"  etkilenir.

Normal şartlara sahip bir sosyal çevrede yetişen bir insanda en önemli etki kaynaklarından biri, diğer bir insandır.

Bu süreçte insan, bir diğerine oranla ayırt edici özelliği olan karakterini de “kabul”leri  ile biçimlendirip izleyerek duygu ve tutum, taklit ederek davranış oluşturur.

Belirtilen dinamik içinde, insanın oluşturduğu davranışta örnek aldığı diğer insan “rol modeli” olarak bilinir. 

Rol modelleri içinde niteliği ile bazıları farklıdır; beraberliklerinde iyiye, doğruya ve güzele yönelimimizi sağlayarak yolumuza ışık tutarlar, yön verirler..

Bilgi,  sezgi ve erdemleri ile ışıkları ile yolumu aydınlatanları, “Faros”larımı yazacağım. 

Can EREL

NOT: Sosyal yaşamımda ilişkisel, iş yaşamımda ilkesel olma yolunda ışık tutanlardan birine daha önce “Arı” başlıklı yazımda yer vermiştim. 

Arı

Ne kadar da dikkat çekici duruyordu koyu renkli ceketin yakasındaki rozet; oval beyaz mine zeminli “Arı”. Batıya yönelmiş, yükselen devinimli Arı


Orta yaşlı bir konuğumuzun yakasında fark etmiştim ilk defa onu, ilkokul yıllarımdı... 

Bu konuğumuzu her gördüğümde özgüvenli tavrı ve ses tonu daha da dikkatimi çekmeye başlamıştı. Çevremdekilerin onun iyi insan özelliklerini ve ulusal ölçekte en saygın kuruluşlarından birinde sahip olduğu konuma gelme başarısını anlatan konuşmaları ilgimi daha da artırmıştı. (Sonrasında, onun devletin en üst makamlarında aldığı görev ve sorumluluklar söylenenleri kanıtlamıştı...)

Okul öncesinden itibaren “Atom-Jet Mühendisi” olacağımı söylermişim gelecekteki mesleğimi her sorana;  ne olduğunu ve niçin olduğunu bana anlatabilen ol(a)madı, ne yazık. Ama bu saygın konuğumuzun bir mühendis, yakasındaki rozetin de okulunun amblemi olduğunu öğrendiğim gün heyecanlanmış ve en azından ağzıma doladığım mesleğin bir bölümü anlam kazanmış oldu.

Mesleki rol modelim de hazırdı;  beğendiğim ama anlam verip kavrayamadığım “Arı” simgesi ile…



Kafamda yer eden mesleğe ilgim beraberinde artan bilgim orta öğrenim çağında berraklaşırken rol modelim de mesleğinde yükselmeye devam ediyor, bıraktığı iz derinleşiyordu.

“Arı” ile ilgili bilgim artmıştı. 


Drone Bee   -    Queen Bee  -     Worker Bee


Öğrenmiştim ki, “Arı”;
  • Güneş doğarken çalışmaya başlayıp batarken dinlenmeye çekilir.
  • Vücut ağırlığının 330 katı yük çekebilir.
  • Yarım kilo için  3,75 milyon defa çiçeklere konup kalkar. (Bir kg bal için 40 bin arının 6 milyon çiçeği dolaşır, bir petek 100 milyon çiçeğin nektarını emer ve 100 bin km. kanat çırpar)
  • Bir koloni bal arısının yaşamını sürdürebilmesi ve satılabilir 1 kg balı üretmesi için 8 kg bal tüketmesi gerekliliği bu koloniyi 6 kez dünya çevresini dönmesini gerektirir.
  • Her iki yüzeyinde de petek hücreleri bulunan tabaka balmumunu karın halkaları arasındaki bezlerden salgılar, orta ayaklarında bulunan balmumu çubuğu ile balmumunu toplayarak ağzına götürüp çeneleri arasında çiğneyerek kullanılabilecek kıvama getirir.
  • Karın yüzeyleriyle cilalayarak altıgen prizma şeklinde (binlerce) petek yapar.
  • Petek gözünü direnç ve dayanımını sağlayacak şekilde inşa eder. (Dayanım ve taşıma optimizasyonu çalışmaları ile en az balmumu harcayarak, maksimum ölçüde balı güvenle  depolamak için en uygun şeklin altıgen prizma olduğunu ortaya çıkarmıştır)
  • Altıgen prizma şeklindeki petekleri en az balmumuyla en çok balı depo edebilecek şekilde oluştur. (500 gram balmumundan otuz beş bin petek yapar, içine 10 kg bal saklar)
  • Petek duvarlarının bir santimetrenin 1/500’ü kalınlığında olmasına rağmen petek, öz ağırlığının 30 katını taşır.
  • Petek hücreleri (XVIII. Yüzyılda Fransız bilim adamı Remaur tarafından bu hücrelerin çaplarının uluslararası  bir ölçü olarak kullanılmasını teklif edeceği seviyede) muntazamdır.
  • Tek savunma aracı olan iğnesini ancak hayatları tehlikeye girdiğinde kullanır ve bunun karşılığında yaşamını feda eder. (İğnesinin bağırsaklarına bağlı olması neden ile iç organları parçalanarak ölümüne sebep olur)
Ama “Arı” simgesinin bir okul ile ilgisini bağdaştırmamıştım uzun yıllar…

Mühendisliğin “maddeyi, fiziksel olaylara dayalı ve matematiksel modellerin yardımı ile ekonomik olarak insanlığa yararlı hale getirebilmek” olarak hatırladığım ifadesini duyduğumda nedenler belirginleşmiş ve ilişkiler oluşturulmuştu; aydınlanmıştım. Bu yapı ve işleyiş idealim olmalıydı.

Yoğun bir hazırlık ve gayret, şansın da yardımı ile, yıllarca sahip olduğum hayali gerçek yapmıştı. Mühendis, hem de uçak mühendisi olabilecektim, “Arı” rozetini ben de taşıyabilecektim; bir ARI olarak sonraki nesile de örnek alınabileceğim nitelik kazanabilme azmi, çabası ve dileği ile…

Can EREL


_________________________

Dip Not (1):  Tarihte Arı

Tanrıçanın kutsallığı ile özdeş olan arı Efes antik kentinin simgesi olmuştur.
  • Efes kenti içerisindeki Artemis tapınağı M.Ö. 334-250 yılları arasında ününü dünyaya duyurmuş, dünyanın yedi harikasından birisidir. 
  • Tapınakta bulunan dünyaca önemli ve kült bir eser olan Efes Artemis Heykelinin alt bölümü bir sıra arı motifi ile süslenmiştir. 
  • Efes Artemis tapınağındaki rahiplerin adları arı anlamına gelen melissa idi ve tanrıça da “Arı Kraliçe” unvanını taşımaktadır. 
  • Artemis’in ikizi olan tanrı Apollon’un da arılarla ilişkisi bulunmaktadır. 
  • Delphi’deki Apollon Tapınağı’nı balmumundan inşa eden arılardı ve olasılıkla da bu arılar Artemis’in rahipleriyle ilişkiliydi.

Antik dönemde kullanılan sikkelerin (paraların), heykellerin ve takıların üzerinde çok yaygın arı motifi kullanılmıştır.
  • İ.Ö. 400 yıllarında basılan sikkelerde ön yüzleri arı ve arka yüzlerinde geyik, palmiye ağacı yer almaktadır.(15.11 gram - Ephesus, M.Ö.390-325)



Bee of Ephesus 

The bee was created as the symbol of Ancient Ephesus by the emperor at the time and remained so for hundreds of years before the birth of Christ.  (280 BC)
  • The bee was associated with Ephesus for many reasons. 
  • Bees have an ancient reputation as the bringers of order and femininity. Honey was the nectar of the God.
  • The Temple of Artemis, an ancient wonder of the world, is in Ephesus and in 53AD Paul arrived and started writing his letters to the Ephesians.
  • According to the writer Philostratos, the Athenians who came to colonize Ionia, where Ephesus is located, were led by the Muses, who took the shape of bees.
  • Artemis' priestesses were called melissai or "bees" of the goddess (Inschriften von Ephesus 2109), and were directed by "king bees" (essenes), priests who served a year-long term under strict rules of purity (Pausanias 8.13.1); the ancient Greeks and Romans didn't realize that the leader of a beehive is a queen, not a king.

The Coinage of Ephesus



Dip Not (2):  Arı Sırrı




"Arı sırrı Ali sırrıdır!
...çok önemli bir konudur.

Rahman demek bir başkasına destek olduğu ve bir başkasına "hizmet" ettiği için kendisi var olan demektir. Hizmet varlığımızın en temel öğesidir.

Arı sırrı işte bunu anlatır.
… hizmet ... fedakarlık… feragat ahlakı

Bir başkası için kendini feda et ki, daha üst bir gerçeklikte yeniden doğabilesin; işte bu hizmet ile olur."


~Alıntıdır (kaynak belli değil!)